Sahip olduğu kültürel ve tarihi değerlerin yanı sıra göz dolduran renkleri ile sizlere müthiş doğa ziyafeti yaşatacak Artvin ve ilçesi Şavşat’ı tanımaya hazır mısınız? Karadeniz’in en doğusuna ‘’Şair Ceketli’’ çocuğun doğduğun topraklara gidiyoruz.

Öncelikle eşsiz güzelliklere sahip olan Artvin’in isminden bahsedelim. Bir zamanalar Çoruh ve Livane isimleriyle anılan şehir, günümüzdeki ismini ise bir inanışa göre İskit Beyleri’nden almıştır. Kartal yuvasını andıran şehre ilk baktığımızda dünyanın en büyük Atatürk heykelini görüyoruz. Artvin’in eşsiz manzarasını görmek ve Atamızı ziyaret etmek için muhteşem bir yerdir Atatepe. Atabarı ve boğa güreşleri ile özdeşleşmiş bu şehirde, güreşlerin yapıldığı Kafkasör Yaylası, pek bilinmese de kayak için oldukça elverişli pistleri sahip Atabarı Kayak Merkezi, Hatila Vadisi Cam Terası ve Livane Kalesi görülmesi gereken yerler arasındadır. Bu görsel ziyafetlerin ardından sıra geldi Artvin’in lezzetlerine. Çağ döneri, siloru, hinkalı, laz böreği, kuymağı ve cevizli ketesi yemeden dönülmemesi gereken başlıca lezzetleridir.

Sıra geldi yeşilin coştuğu Şavşat’ı keşfetmeye. İlçeye doğru ilerlerken topografyanın birden değiştiğine şahit oluyoruz. Yeşilin yerini kayalar, denizin yerini ise Çoruh Nehri alıyor. Karadenizliler gibi bizde ‘şehirler, denizler sizin olsun, dağlar dereler bizim olsun’ diyerek yola devam ediyoruz. Yol üzerinde birçok endemik bitkiye ev sahipliği yapan Karçal Dağlarından gelen suyla serinleyip, çocukluğumuzdaki lezzetli mısırlar gibi Şavşat’ın enfes mısırının tadına bakıyoruz. Bu keyifli yolculuk bizi 2015 yılında Cittaslow (sakin şehir) ünvanını alan Şavşat’a ulaştırıyor. Girişte bizleri Gürcü-Bagratlı Krallığı zamanında yapılan ve 1850 yılına kadar kullanılan Şavşat Kalesi karşılıyor. Karaçam Ormanları tüm ihtişamı ile bize eşlik etmeye başlıyor. Merkezden sonra Yavuzköy ile beraber ruhunuzun dinleneceği, yeşilin tüm tonlarını seyre dalacağınız görkemli bir doğa serüveni başlıyor. Buradaki köyleri gördüğünüzde Türkiye’nin en iyi köyleri demekten kendinizi alıkoymazsınız. Adeta bir tabloya bakar gözleriniz. Kurak bir coğrafyanın ardından (Artvin- Şavşat) böyle yeşil bir coğrafya ile karşılaşacağınızı hayal dahi edemezsiniz. Yavuzköy’den 3-4 km sonra karşımıza bir tabela çıkıyor ve şöyle yazmakta ‘ Gülümseyin Kocabey’desiniz’. Köye giriş noktasında yüzünüzde gülümseme oluşacağı gibi, dönüşte de ‘Üzülme yine gelirsin’ dedirtecek kadar ayrılmak istemeyeceğiniz saklı bir cennet burası. Bu saklı cenneti daha da güzel kılan Laşet Yayla Tesisidir. Dünyadan cennetin görülebileceği tek yer. Burada konaklıyoruz. Bahçesindeki meyve ağaçları, kazları, köpekleri, bungalov evleri ve uçsuz bucaksız yeşiliyle kendinizi masalın tam ortasında buluyorsunuz. Şehrin göze batan kirliğinden, insanı yoran gürültüsünden kaçan emeklilerin köyüdür burası. Akşam yemeğimizi tulum ve akordeon eşliğinde alıyoruz. Sabah kurulu alarmdan önce kaz sesleriyle uyanıyoruz. Tadı damaklarımızda kalacak (organik tereyağı, yayla balı, taze yumurta ve yöresel peynirlerle donatılmış)kahvaltı eşliğinde güne başlıyoruz.

Kahvaltının ardından doğanın müzikalini dinlemek için Karagöl’e gidiyoruz. Ciritdüzü, Düzenli ve Veliköy’ün ardından Karagöl’ün bulunduğu Meşeli köyüne ulaşıyoruz. Dağların, ladin ve çam ağaçlarının arasında bir orman düşünün. Öyle bir orman ki, dokunulmamış, çevresine beton girmemiş ve sadece ahşap yapıların olduğu doğa harikası. En derin noktası 33 metre olan ve 11 çeşit akvaryum balığına ev sahipliği yapan gölde dilerseniz kayıkla gezinti yapabilir dilerseniz de Sahara Milli Parkı içinde bulunan gölün etrafında yürüyüş yapabilirsiniz. Tertemiz havası içinizi ferahlatacak ve eşsiz yeşillikleri gözlerinizi büyüleyecek.

Bütün bu güzellikleri hatta fazlasını yaşamanız için masallar diyarı sizi bekliyor. Keşkeleriniz yerine anılarınız olsun. Bu anılarınız arasında da mutlaka ARTVİN/ŞAVŞAT olsun.